GÂLİBÎLİK
O mecliste bulunan Allâh’ın rahmet sıfatlarının tecelli ettiği yol bahtiyarları Gavs’ul-Azam Seyyid Abdulkâdir Geylâni, Seyyid Ahmed er-Rufaî, Şeyh AhmetYesevi, Şeyh Ahmed Kuddusi, daha nice mânevî büyüklerimiz tebliğleri ile hayli kişilerin mânâlarında da zuhuru görülmüş ve dosyada mevcuttur. Rabbım lâyık kılsın ve bütün kullarına istifade etmelerini nasip eylesin. Âmin. Rabbımın lütfu ihsanı olarak “Gâlibîlik” kolu verildi.
Allah ve Resûlüne inanan insanlar için zevk alsınlar, bilsinler ki, maksadı ilâhî yalnız madde değil. Bu abd-i âciz bazı mânevî tecelliyat ve görgüleri az da olsa açıklamaya çalışıyorum. Beşer ölçüsüne göre açıklamalarda dün varlık ve riya olur korkusu galipti. Zaman zaman bu türlü gizliliğin inanan insanlara zarar verdiğini gördüm. İnsanların anlayacakları ölçüde ehlinin anlatması gerekli. Çünkü küfür bütün çıplaklığı ile meydana döküldü. Bilenler rahmet-i ilâhîyeyi hâlâ bildiğimiz kadarı ile anlatmayacakmıyız.
Kullanma yeri dünyadır gafil olmayalım!…
Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbını zikret, gafillerden olma.
( A’raf Suresi, 205 ).
MERHAMET VE RAHMRETİ BOL, EŞİ, BENZERİ OLMAYAN KUDRET-İ İLÂHÎ, BÜTÜN ÂLEMDEKİ VARLIĞIN HER ZERRESİ MÜHR-İ İLÂHÎ OLDUĞU GİBİ, BU ABD-İ ÂCİZİN YAZMAYA ÇALIŞTIĞIM, HAYATIMDA NÂ-MÜTENAHİ ZUHURUNA ŞAHİT OLDUĞUM METAFİZİK KİTABA MADDENİN VE MÂNÂNIN ÇÖZEMEDİĞİ, ÇÖZEMEYECEĞİ SIRR-I İLÂHÎ, HAZRET-İ ALLAH AŞİKÂR MÜHÜR BASTI!..
Hazret-i Allâh’ın rahmetine, lütuf ve taltifine her an muhtacız. Ukalalık etmiş olmayayım, mânevî vazifem ve Allâh’ın varlığına, peygamber efendilerimizin Allâh’ın elçileri olduğuna küll olarak âmentü’nün anlamında hiç inanç boşluğu yok. Hamdederim.
Hayatım boyu bu abd-i âciz etkisinden kurtulamadığım, Rabbımın lütfu ihsanı olan mânevî vazifem ve zevkimle yaratanımayakınlığımı yudum yudum, nefes nefes yaşantım boyunca yaşadım ve yaşıyorum. Manevî zevkin tecellisi ile maddemi ve mânâmı ihyâ edenin rahmet-i ilâhîyye olduğuna şüphem yok.
Rahmet-i ilâhiyyeden soyutlanmış bir hayatın madde ve mânâsının o âdemde ceset olsa da değişmiyor. Gerçek ölümün bu ölüm olduğunu gördüm, yaşadım, biliyorum. Rahmet-i ilâhîyyeden dışlanmak korkusu en büyük korkum ve ızdırabım. Dünya hayatımın madde ve mânâsında o kadar çok metafizik zuhurat ve tecelliler var ki!… Bütün beşere göstermek vazife ve arzumun tahakkukunda zorlanıyorum.
Abd-i âciz yazmaya çalıştığım kitabçığa Hazret-i Allah kudret mührü bastı. Bilgisayar ve printer vesile idi. Onlardan zerre kadar uğraşı olmadı. Teknolojiye aşina kişilerin de gözleri önünde açık zuhuru onları da bu rahmet-i ilâhîyye olaya şahit kıldı. Mührün orjinali tetkike her zaman uzman meraklılarını bekliyor. Olay teknolojinin üstünde, bilinçaltı izah bekliyor.
Bir aydır tekniğin otoriteleri zevkle çalışıyorlar. Fiziki izahında hiç mesafe alamadılar, alamayacaklar da!.. Allah cümlesinden razı olsun, küstahlık olmaz ise bu olayın beşeri ilgilendirecek kadarının bilincini de Hazret-i Allâh’tan âczimle rica ediyorum. Bu arzu ve ricamı bazı tembel kullarının tevekkül maskesine sığınarak takındıkları küstahça tavırlara benzetmeyesin.
Hazret-i Allah cevheri yaratmış, a’râzı da yaratmış. Anlamı suyu ve toprağı yarattı, ikisini karıştırıp kerpici sen yapacaksın. Sakın Hazret-i Allâh’a “kerpici de yap” demeyesin. Allâh’a karşı küstahlık olur. Kulluk vazifeni bil. Emr-i ilâhîlerinin teferruatına elçilerini vazifeli kılmış. Diyemezsin ki “ben elçi filan tanımam. Zatının izahı bana yeter.” Bütün âlem rahmet-i ilâhîyyelerle bezenmiş. Dünyada benî âdemi muktedir ve irade sahibi eylemiş. Güzelliklere aşina yaratmış. “Bu dünyayı ben yarattım, sen düzene koyacaksın” hitabı her hâdisede zuhur ederken, yılışarak günlük hayatımızda “beni yorma, onu da sen yap” deme. Toplumların idare, sevk ve hareketlerini güzellikler içerisinde, inanç ve akıllarının erdiği kadarı ile mesûliyetini müdrik kişilerin çıkardığı nizamlarla idare edecekken, sakın Hazret-i Allâh’a “bizi ilgilendirmiyor, onu da sen yap” deme. Terbiyesizlik ve küstahlık olur.
Derviş “hasbünAllâhu veni’me’l-vekil” (sen âlemlerin vekilisin) der. Amma haddini bil. Gücünün yettiği yerde Hazret-i Allah senin ne avukatın, ne hizmetçin!.. Cüz’î irâdeni unutma. Gülünç oluyorsun. Bu gerçekleri bilmediğinden din anlayışına nâ-ehli güldürüyorsun…
İşte akıl ve mantığın, fiziki ilmin çözemediği ve çözemeyeceği, incelemeye müsait ve açık metafizik bir olay:
Peygamber Efendimiz’in doğum gününde bayram ettiğimiz Mevlid Kandili günü 1999 senesi 24 Haziran bilgisayarda yazdıklarımı dosyalamak için printere yazdırıyordum. Altmışıncı sahifenin başında çift çizik çerçeve içerisinde -çerçeveler alışa geldiğimiz çerçeve cinsinden değil- 12,5 cm. boyunda, 12 mm. eninde, sarı altın yaldızlı zemin üzerine kırmızı ve yeşil noktacıklarla sahifenin kenarında, üstünde de yukarı kenardan sahife nizamına ve düzenine uymayan, ekranın ve printerin dâhli olmadan, ekranda dahi görünmeden, bir daha yazmak ve yazdırmamıza imkân olmayan, çeşitli renklerle bezenmiş, bazı yerlerine Kur’ân-ı Kerîm’in nazil olduğu yazı kufi yazıya benzer, çıplak gözle zor görülen esmalarla ve mühürlerle bezenmiş bir logo belirmişti. İzahından teknolojinin ve akılcı dînin âciz kaldığı..
Îmanına sahip ehl-i îmanı bu ve buna benzer zuhurat îman ehl-i olanları rahatsız etmediği gibi inançlarının zevkine zevk katar.
Olay yüksek tahsil görmüş, mânâ cilvelerine az-çok aşina Mehmet Şen Efendi ve Tarık Küçükkalıpçı Efendi’nin de huzurunda zuhur etmiş, Hazret-i Allah onları da şahit kılmıştı. O sahife üzerine hiçbir cihazın dâhli olmadan mührün gökten düşer gibi zuhuru o efendileri de hayretler içerisinde bırakmıştı.
Her tarafı kufi yazılarla ve mühürler ile bezenmiş levha üzerine siyah latince yazı ile akılcı ulemayı şoke edecek latin yazısı ile bu abd-i âcizin kimliğini ve icazetini yazıyor Hazret-i Allah c.c.:
Her ne kılmışsa adâlettir, Cenab-ı kibriyâ,
Her kazâya, her belâya kıl rızâ, Allah kerîm.
Kâdirî, Rufâî, Gâlibî, Meşayihı, Mutasavvıf
Pîr-İ Gâlİbî H. Gâlİp Hasan Kuşçuoğlu(K.S.)’nun Tavsİyelerİ
Dergâhlarda vazifesi olan kardeşlerimizi de bu prensiplerde uyanık eylesin, âmîn. Bu abd-i âciz intisabım 56 seneyi buldu. Yarım asırı geçen tasavvufî tecrübem ve yol büyüklerimden edindiğim bilgilerimle derim ki: Hazret-i Allâh’a kul habîbine lâyık ümmet olmak kasdın olsun. Nefsinde varlık, gurur, kibir ve bencilliğe giden yolları hiç açılmayacak gibi zor da olsa iradenle tıka. Rızkını te’min etmen için daima kazancın helâlini seç. Kimsenin hakkına ve hukukuna irtikab etme. Hele maddi kazancında müşterini kendine râmetmek için dînini îmanını, kullanma yolunu seçmeyesin! Sebep ne olursa olsun yalan söyleme. Kimseyi koğu, gıybet etme. Zararına mucip olsa da doğruluktan uzaklaşma. Yol büyüklerine karşı sevgi, muhabbetle hürmet ve hizmette kusur etme. Yaşça büyüklere de hürmet göster.
Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“- İki masumun ahından sakının!”
“- Masum kimdir, ya Resûlullah?”
1) Yetim,
2) Sana emanet-i ilâhî olan ailendir.” Ve yine buyurdular ki: “Allah de, dosdoğru yürü.”
“- İki masumun ahından sakının!”
“- Masum kimdir, ya Resûlullah?”
1) Yetim,
2) Sana emanet-i ilâhî olan ailendir.” Ve yine buyurdular ki: “Allah de, dosdoğru yürü.”
Hazret-i Allâh’a söz verdiğin evrâdını ve ezkârını ihmal etme. Muhabbetle devam eyle. Ömrünün sonuna kadar sadakatını göster. Allâh’ı zikretmek cemî kullara bahşedilmiş rahmet-i ilâhîyedir; farz-ı ayındır. Evrâdın ve ezkârın ise Allah elçileri vasıtası ile cemî kullarına lütfedilen istisnâî rahmet-i ilâhîyeden mânevî rızıktır. Sadık kullarına ihsan edilen tanzîm ve tertîb-i ilâhîdir. Bu rahmet-i ilâhîyeye hissedar olman ezel-i ervâhdaki “belî” tasdikinin tekrarı ile zuhûr ettiğine hamd eyle. Rahmet-i ilâhîye dünya hayatında da ihsan edildi; sadık ol!
“Siz Allâh’ın rızkından yiyiniz” hitabını başka başka yerlerde mi arıyorsunuz? “Bağa bak ki, üzüm olsun; üzüm yemeye yüzün olsun!”
Allâh’a şaşı bakmak tevhidi bozar, şirktir.
Allah elçilerini birbirinden ayrı görmek emr-i ilâhîye ve tertîb-i ilâhîye aykırıdır ve îmanın şartlarına da muhalefettir.
Şerîatı ile yükümlü olduğun peygamberine “daha çok hürmet ediyorum” zannı ile yanlış edindiğin çarpıtılmış bilgisi ile diğer peygamber efendilerimizi aşağılayıcı düşünce ve tutumlarda olmayasın. Bu düşünce ve tutumunla emr-i ilâhîye tertîb ve tanzîm-i ilâhîye ters düşüyorsun.
Hazret-i Kur’an’da itikadın özü ikidir: İlm-i tevhîd ve amel-i tevhîd. Şöyle izah edilir: Nâfi ilim, dünyada ve âhirette işe yarar ilim; amel-i salih, erkeği salih, kadını saliha kılan amellerdir.